MasukAlp Arslan, Güney Sınır Cephesi'nde düşmana göğüs germiş bir kahraman, milletin sevip saydığı muzaffer bir generaliydi. Kimsesiz ve adı kötüye çıkmış bu kadın, her şeye rağmen Alp'in karısı olmuştu. Ne var ki... Alp'in kalbinde unutamadığı bir ilk aşk vardı ve karısını sevmiyordu. Sadece adı kalmış bir evlilikte çırpınmak istemeyen kadın, önüne bir boşanma protokolü koydu. "Boşanalım." Alp'in umurunda bile değildi, "Çok işim var, vaktim yok." dedi. Ama kadın kararlıydı; arkasına bile bakmadan çekip gitti. Bir süre sonra yeniden ortaya çıktığında artık dâhi bir bilim insanı, yardımsever bir ressam ve milyarder bir iş adamının kızıydı. Yeni kimlikleri tüm dünyayı büyülerken, sadece Alp onu hâlâ küçümsüyordu. Ta ki büyük bir komplo gün yüzüne çıkana dek. "Alp Bey, on yıldır deli gibi sevdiğiniz o unutulmaz ilk aşk eski eşinizmiş, yanlış kadının peşindeymişsiniz." Alp'in gözleri kan çanağına döndü. Aklını kaçırmış gibi soluğu kadının yanında aldı. "Karıcığım, ben hep seni sevdim. Yeniden evlenelim!"
Lihat lebih banyakFikriye öfkeyle titriyordu, yumruklarını sıkarak Alp'e döndü. "Alpçim, yalan söylüyor, değil mi?"Alp'in yüzü karardı, durgun bir sesle cevap verdi, "Babaanne, o İlay."Fikriye büyük bir darbe almıştı, gözleri doldu. Titreyen eliyle yanındaki Damla'nın elini tuttu, sesi düğümlendi, "Minik, sen söyle babaannene. Hepsi yalan söylüyor, değil mi? Benim torunumun karısı sensin."Damla, babaannesinin duygularının altüst olduğunu hissediyordu, ama bu gün er ya da geç gelecekti.Eskiden babaannesinin onu başkasıyla karıştırdığını bilmediği için, ondan gördüğü bütün o sevgiyi gönül rahatlığıyla kabul etmişti.Şimdiyse her şeyin bir yanlış anlaşılmadan ibaret olduğunu biliyordu. Artık Alp'in karısı olarak kalmaya, üstüne üstlük babaannesinin boşuna sevgisini almaya ne hakkı vardı?Damla elindeki son sevgiyi de kaybedeceğini hissediyor, yüreği sızlıyordu. Yine de metin olmaya çalışarak konuştu: "Babaanne, bana hep Minik derdin. Ben de küçük yapılı ve narin olduğum için böyle sevgi dolu bir isim t
Damla zoraki bir gülümsemeyle, anlayışlı bir tavırla Alp'i savundu. "Yok.""Peki az önceki kadın kimdi?"Damla bir an tereddüt etti. Babaannesinin hastalığı yüzünden heyecanlanmaması gerekiyordu.Alp'in az önceki sözlerini aynen tekrarladı, "Daha büyümemiş bir çocuk, boş boş konuşuyor işte."Alp hafifçe irkildi. Bu kadar büyük bir haksızlığa ve iftiraya uğramasına rağmen tek bir şikâyet cümlesi kurmamasını beklemiyordu.Hele ki İlay gibi iftira atmaktan tamamen uzaktı.Fikriye, Damla'nın teskin etmesiyle daha fazla üstelemedi.Akşam yemeği bittikten sonra üçü, kameriyenin önünde çay içip sohbet ettiler.Gece alacakaranlıktı, bahçeyi kurbağa ve ağustos böceği sesleri sarmıştı.Çayın rayihası dört bir yana yayılmıştı, huzurlu ve keyifli bir akşamdı.Fikriye, torunu ve torununun karısının eşliğinde keyifli vakit geçiriyordu.Tam o sırada bir hizmetli gelip saygıyla bildirdi, "Hanımefendi, dışarıda İlay Hanım diye biri var. Sizi ve Alp Bey'i görmek istiyormuş."Damla'nın kalbi hafifçe sıkı
Akşamüstüydü.Yemek masasında üçü de sessizce akşam yemeklerini yiyordu.Alp'in telefonunun zili bir anda çaldı, bu sakin yemek vaktini bozdu.Telefonu cebinden çıkarıp ekrana baktı, kaşlarını hafifçe çattı.Arayan İlay'dı, görüntülü arıyordu.Babaannesinin ve Damla'nın önünde onunla konuşması uygunsuz kaçardı. Üstelik dün Damla'ya attığı iftiranın hesabını sormaya henüz fırsatı bile olmamıştı.Alp hiç tereddüt etmeden aramayı reddetti, mesaj yazdı: "Meşgulüm, müsait olunca seni ararım."Mesajı gönderdikten sonra telefonu masaya bıraktı, çubuğunu kaptığı gibi yemeğine devam etti.Fikriye, Alp'in tabağına yemek koydu, yumuşak bir sesle sordu: "Bu aralar yoğun musun?""Biraz yoğunum.""İş mi, özel mesele mi?" diye babaannesi telefonu işaret etti."Önemsiz bir arama," diye açıkladı Alp.Daha sözünü bitirir bitirmez görüntülü arama bir kez daha düştü.Damla'nın arayanın İlay olduğunu anlaması için aramaya gerek yoktu. İçi iyice karardı, sessizce yemeğini yemeye devam etti.Alp bir an Damla
Fikriye sevgiyle Damla'nın başını okşadı, yüzünde kocaman bir gülümsemeyle: "Kocan geldi," dedi.Damla olduğu yerde kaldı, yüzü hafifçe sarardı.Fikriye evin içini işaret etti: "İçeride."Damla gerginlikle arkasını dönüp baktı.Küçük İlay'ın intikamını almaya mı gelmişti? Yoksa onunla boşanmaya mı?Fikriye sesini alçalttı. "Dün gece burada, benim yanımda kaldın. Seni özlemiştir, seni eve götürmeye gelmiştir."Damla zoraki bir gülümsemeyle karşılık verdi. Yüreği sızladı.Babaannesi aralarındaki ilişkinin ne kadar kötü olduğunu bilmiyor, birbirlerini çok sevdiklerini sanıyordu.Fikriye, Damla'dan koluna girip onu içeri götürmesini istedi.Tam salona adım atmışlardı ki Alp'in odadan çıktığını gördüler.Fikriye'nin yüzü aydınlandı: "Alpçim, gel, gel.""Babaanne," diyerek Alp yanlarına yürüdü, yumuşak bir sesle selam verdi.Üzerinde siyah, sade bir takım vardı. Dimdik duruşu heybetli, asil ve olağanüstüydü.Damla, çılgınca çarpan kalbini kontrol edemedi.Ama bir yandan da ona kırgındı, onda





