MasukEbeveynlerini yanlışlıkla öldürmesi Neah’ın hayatını altüst etmişti. İşlediği suçların cezası olarak kurt yetileri bağlandı ve öz kardeşi tarafından bir köle hayatına mahkûm edildi. Yirmi iki yaşına geldiğinde buradan nasıl kurtulacağını bilmiyordu. Hayattan ümidini kesmiş ve sadece günlerini sağ salim atlatmaya çalışıyordu. Sürüler arasındaki bir anlaşma, güçlü ve kızıl gözlü Alpha Dane’nin gelişine vesile oldu. O, herkesin korkulu rüyasıydı; buna rağmen Neah ona karşı duyduğu hayranlığa engel olamıyordu. Neah’ı anlaşmaya dahil etmek, Alpha Dane’nin planları arasında asla yoktu. Ancak genç kızın yaydığı o tuhaf koku onu kendine çekmişti. Hele kardeşinin ağzından dökülen yalanları duyduktan sonra onu geride bırakamayacağını biliyordu. Fakat Neah ile tanışmak sadece başlangıçtı. Alpha Dane, bir yandan Neah’ın meydan okumalarıyla uğraşırken, diğer yandan da sırlarının gün yüzüne çıkmasını önlemeye çalışan eski sürüsünün hayatını cehenneme çevirmesiyle baş etmek zorunda kalacaktı.
Lihat lebih banyakDaneEve vardığımızda Neah uyuyakalmıştı. Bana sırtı dönük hâlde sessizce ağlarken omuzlarının titremesini izlemiştim. Ne söyleyeceğimi ya da onu nasıl daha iyi hissettireceğimi bilemediğim için susmayı tercih etmiştim. Aero bile ne diyeceğini bilemiyordu.Onu kucağıma alıp içeri taşıdım. Kıpırdamadı, tek bir ses bile çıkarmadı. Kızarıp lekelenmiş yüzüne baktım.‘Onun için mi ağlıyor sence?’ diye sordu Aero.‘Bilmiyorum. Hiçbir şey hissetmediğini söyledi. Belki gecikmiş bir tepkidir, yani, yetilerinin bağlanması yüzünden?’‘Ona eşimiz olduğunu söyleyebiliriz. Artık onu sahiplenebiliriz. O pislikten kurtuldu.’‘Hayır. Bence şu anda duymak isteyeceği en son şey bu.’Onu yatağa yatırdım, botlarını çıkardım. O da içgüdüsel olarak kıvrıldı ve uyurken hep yaptığı gibi hafifçe burnunu çekti.Eric’ten zihin bağı gelene kadar onu bir süre izledim. ‘Konuşmamız gerek!’Sesi oldukça acil geliyordu. Belki de arama ekibi bir şeyler bulmuştu.‘Ofiste.’ diye zihin bağıyla karşılık verdim.‘Bunun için
Kyle göğsünü kavrayarak öne doğru sendeledi. Beta Eric, Kyle üzerime kapaklanmadan hemen önce beni çevik bir hamleyle oturduğum koltuktan çekti. Kyle, boğazından çıkan birkaç derinden ve boğuk sesin ardından tamamen hareketsiz kaldı.Luna Cassandra ve kardeşim ayağa fırlamıştı.“Siz… siz onu öldürdünüz!” diye haykırdı Luna Cassandra.“Hak ettiğini buldu. Sadece Neah’ı doğru düzgün reddettiğinden emin olmam gerekiyordu.”“Kardeşimi öldürdünüz!” diye çığlık attı Luna Cassandra, Kyle’nin yanına koşarken.Bunu bilmiyordum. Bir anlığına ona acıdım, ta ki bana yaşattığı cehennemi hatırlayana kadar.“Arkanı kollasan iyi edersin, Alfa Dane.” diye hırladı ona.“Beni korkutmuyorsun.” dedi Alfa Dane, keyifle.“Belki ben korkutmuyorumdur ama başınıza gelecekleri gördüğünüzde, keşke dertlerinizin en küçüğü ben olsaydım diyeceksiniz.“Neden bahsediyorsun?” diye çıkıştı Alfa Dane. “Bu bir tehdit mi?”Kardeşim onun kolundan tutup yerden kalkmasına yardım ederken Cassandra, “Göreceksiniz.” diye söylend
NeahBir tür geçmişe dönüş yaşıyordum. Anı tam olarak net değildi ama Luna Cassandra’nın sesini duyabiliyordum.“Bugün hava çok sıcak, değil mi Neah?” Limonata yapmama yardım ederken ses tonu son derece neşeliydi. Mutfak tezgâhının önündeki bir sandalyeye çıkmama ve ona yardım etmeme izin vermişti. Tezgâhın üzerinde, dibinde birkaç yaprağın durduğu ikinci bir sürahi daha vardı.“O ne, Cassie?”“Biraz fazladan yapabiliriz diye düşündüm. Böyle bir günde herkes limonatayı sever.”Anı bir anda ileri sardı ve sürahiyi anne babama uzattığım ana geçti. Orada durmuş, onların kendilerine içecek doldurup bir şey şerefine kadeh kaldırmalarını izlemiştim. Sonra ortalık karışmıştı.İnsanlar bağırıp çığlık atarken biri kollarımdan yakalayıp beni sürüklemişti. Gözden kaybolmadan önce anne babamın gözlerinden, burnundan ve ağzından kan boşaldığını görmüştüm. Çaresizce yüzlerini tırmalıyorlardı.“Neah, ne yaptın sen?!”“Bilmiyorum.” Kendi korkumu, küçücük sesimin içinde duyabiliyordum.“Cassie, bilerek
DaneCassandra, parmaklarım boğazına daha sıkı bastırırken öksürdü. Kendi parmakları çaresizce ellerimi tırmalıyor, onu bırakmamı umuyordu.“Bunu siz mi yetiştiriyorsunuz?” diye sordum, konuşmasına yetecek kadar kavrayışımı gevşeterek.“Hayır,” diye hırıltıyla çıkardı.“O zaman nasıl eline geçirdin? Bunu yetiştiren Trey mi, yoksa o diğer siktiğimin gerzeği mi?”“Kendim buldum.” diye kısık, boğuk bir sesle mırıldandı.“Yalan!”“Yalan… değil!” diye nefesi kesile kesile konuştu. “Bu… bu doğru!”“Kimi öldürmeye çalışıyordun? Beni mi, onu mu?” diye sordum.Arkamda bir hareket oldu ve göz ucuyla Neah’ın öne doğru bir adım attığını gördüm.“Sen miydin?” diye fısıldadı Neah.“Benimle konuşma, SIÇAN!”“Ona cevap ver!” Bedenini tekrar duvara çarptım. Acıyla inlerken birkaç kemiğinin çatladığını hissettim.Nefes nefese, “Neden... bahsettiğini bilmiyorum.” diye soludu.“O zaman hafızanı biraz tazeleyeyim. Onun anne ve babası Kurtboğan kanıyla öldürüldü. Cinayet de onun üzerine yıkıldı. Henüz altı